Fındıkkıran Balesi’nin Büyüsü AKM’de Yeniden Canlandı

Noel gecesi, Clara’nın evinde her yıl olduğu gibi sıcacık bir şöminenin önünde kestaneler çıtırdarken, salonun ortasında ışıltılar saçan dev bir noel ağacının altında başlardı bütün büyü. Çocukların kahkahaları, Drosselmayer’in sihirbazlık oyunları ve en özel hediyenin heyecanıyla geçen o geceyi hepimiz biliriz. Fındıkkıran’ın farelerle savaşı, Clara’nın cesareti ve sonunda ulaşılan o şeker kaplı masalsı dünya… Bu hikâye benim için çocukluğumdan beri hep büyülü bir anlatıydı. Ta ki o büyüyü Atatürk Kültür Merkezi’nin sahnesinde, Fındıkkıran Balesi’nde gerçekten hissedene kadar.

Gösteri başladığında ilk fark ettiğim şey, sahne dekorlarının özenle seçilmiş olduğuydu. Clara’nın salonu tıpkı masalda betimlendiği gibiydi: Görkemli noel ağacı, sıcak şömine, oyuncaklar … Sahne, 19. yüzyıl Avrupa’sının zarif bir noel gecesine açılan pencere gibiydi. Kostümler de en az dekorlar kadar özendi. İspanyol bebeğin elindeki yelpazeden Çinli bebeğin zıplayarak verdiği selama, Rus bebeğin taklalarından Şeker Perisi’nin tülden kanatlarına kadar her detay düşünülmüştü. Çiçeklerin valsi sırasında salınan etekler, salonda gerçekten mis gibi bir bahar esintisi hissettirdi.
Ama beni en çok etkileyen şey, sahnedeki minik oyuncular oldu. Onların sahne hâkimiyeti, duruşları ve heyecanlarını belli etmeyen profesyonellikleri gerçekten takdire şayandı. Yaşları küçük ama sahnedeki varlıkları çok büyüktü. İzlerken gururlandım, duygulandım.

Bir de şu itirafı yapmalıyım: Baleye giderken içimde “Acaba sıkılır mıyım?” diye bir soru vardı. Çünkü hareketsiz oturup uzun bir gösteriyi izlemek her zaman kolay değildir. Ama Fındıkkıran öyle değildi. Canlı orkestra, ilk notadan itibaren salonu öyle bir sardı ki Çaykovski’nin valsleriyle kendimi Karlar Ülkesi’nde, sonra şekerlemelerle dolu bir bahçede buldum. Müzik öyle canlı, öyle güçlüydü ki dansçıların her adımı orkestrayla birleşip âdeta kalbimde yankılandı.
Hikâyenin ikinci perdesinde, Fındıkkıran Prens ve Clara’nın Şeker Perisi’nin diyarına adım atmasıyla birlikte, çocukluğumda hayal ettiğim o pembe bulutlu, parıltılı, naif dünya karşımda canlandı. Balenin bu bölümü gerçekten görsel bir şölendi. Renkler, ışıklar, müziğin coşkusu… Her şey o kadar uyumluydu ki o anlık dünyanın bütün yükünü unutup, adeta iki saat boyunca masalın içinde yaşadım.

Atatürk Kültür Merkezi’nin sahnesi zaten başlı başına bir sanat eseri. Ama Fındıkkıran gibi köklü bir eseri, orijinaline bu denli sadık kalarak ama aynı zamanda modern sahne teknikleriyle buluşturmak ayrı bir başarıydı. İzlerken hem geçmişin o zarif bale geleneğini hem de günümüzün estetik anlayışını bir arada görmek müthişti.
Bu yazıyı yazarken düşündüm de Fındıkkıran’ın büyüsü yalnızca hikâyesinde değil, onu her izlediğimizde kendi içimizde uyandırdığı çocukta saklı. Dün gece AKM’de, Clara’nın elindeki kırık oyuncakla farelerle savaşırken, ben de kendi çocukluğumun cesaretini hatırladım. İyi ki gitmişim, iyi ki izlemişim. Masallar sahneye taşındığında, gerçekten büyümemiş oluyor insan.

Siz de bir noel gecesi, içinizdeki Clara’yı uyandırmak isterseniz; Fındıkkıran’ın peşine takılın, şekerlerle kaplı o diyara yolculuğa çıkın. Orkestra canlı, sahne büyülü, hikâye zamansız. Gözlerinizi kapatıp açtığınızda siz de kendinizi karlar ülkesinde uçarken bulabilirsiniz.
Bu yazı, 13 Şubat 2026 akşamı Atatürk Kültür Merkezi’nde izlenen Fındıkkıran Balesi izlenimlerini içermektedir.
Sanatın iyileştirici gücüyle kalın!
Demet Kilerci
İMAJMAG Yayın Yönetmeni
Son Yazılar
- İkonik İngiliz Dikimevi Richard James ile Mango Man Güçlerini Birleştiriyor
- XGIMI HORIZON 20 Serisi Akıllı Projeksiyon Cihazlarıyla 4K Ev Sineması Keyfi
- Ramazan’da AKM’de Caz Dolu Konserler Başlıyor
- Antioksidan Zengini Yaban Mersini ve K-Beauty Teknolojisi Watsons’da
- Fındıkkıran Balesi’nin Büyüsü AKM’de Yeniden Canlandı
