MODA DÜNYASININ SEZGİSEL TASARIMCISI EMRE ERDEMOĞLU

Moda dünyasında uzun yıllar erkek koleksiyonu üreterek başladığı yolculuğunda daha cesur, özgür, sezgisel olma halini anlatmak istercesine kadınlar için tasarladığı Barlas koleksiyonu ile dikkat çekiyor.
Geçtiğimiz aylarda Nesrin Cevadzade’nin katılımıyla Bakü’de gerçekleştirdiği ilk kadın koleksiyonu ‘’BARLAS’’ Bakü Fashion Week sahnesinde zamansız bir zarafet ve modern gücün kutlaması olarak moda dünyasıyla buluştu. Emre Erdemoğlu’nun kadın modasına nasıl yöneldiğini, onu heyecanlandıran projelerini İMAJMAG için konuştuk.
Emre Erdemoğlu Ve Moda
Moda, benim için sadece bir meslek değil; çocukluğumdan beri içimde taşıdığım bir ifade biçimi. Kendimi en iyi kumaşlarla, çizgilerle, siluetlerle anlatabildiğim bir alan. Çok küçük yaşlarda kim olduğumu çözdüm ve bu bana büyük bir özgürlük alanı sağladı. Bu yüzden kendimi tasarıma, üretmeye, hissettirmeye adadım. Her koleksiyonum bir hikâyeyi, bir karakteri ve bir ruh hâlini temsil ediyor.
Fashion Week deyince ilk aklınıza gelenler nelerdir?
Fashion Week’ler, bir moda tasarımcısı için uluslararası arenada kendini ifade etmenin en prestijli platformlarından biridir. Benim içinse bu süreç, yalnızca bir koleksiyon sergilemek değil; aynı zamanda bir konsept, bir anlatı, bir kimlik ortaya koyma fırsatıdır.
Fashion Week benim için bir vitrin değil; bir duruş, bir manifestodur.

Her yıl katıldığınız organizasyonlar nelerdir?
Her yıl düzenli olarak katıldığım organizasyonlar arasında Moskova Fashion Week, Milano moda haftası ve erkek giyim alanında dünyanın en prestijli etkinliklerinden biri olan Pitti Uomo / Floransa yer alıyor.
Bu organizasyonlar, koleksiyonlarımı uluslararası ölçekte tanıtmak ve farklı moda kültürleriyle temas kurmak açısından benim için büyük önem taşıyor. Aynı zamanda global pazarda yer edinmek isteyen bir Türk tasarımcı olarak bu platformlarda var olmak hem kişisel hem de markasal duruşumun bir yansıması.
Bunlara ek olarak yıl boyunca çeşitli üniversite projeleri, jüri görevleri ve zaman zaman sosyal sorumluluk projeleri kapsamında da aktif olarak yer alıyorum.
Ulusları vizyona sahip bir tasarımcı olarak bu kadar marka, insan faktörü içinde sürdürebilirliği nasıl koruyorsunuz?
Uluslararası ölçekte üretim yaparken sürdürülebilirliği korumak, sadece malzeme seçimiyle sınırlı değil; aynı zamanda etik değerlerle, insan ilişkileriyle ve tasarım felsefesiyle de birebir ilgili. Benim için sürdürülebilirlik, önce tasarımın ruhuyla başlıyor. Zamansız, uzun ömürlü, dönüştürülebilir parçalar üretmek önceliğim.
Aynı zamanda birlikte çalıştığım her marka, atölye ya da insanın da bu değeri taşımasına dikkat ediyorum. Uzun soluklu ilişkiler, karşılıklı saygı ve kolektif üretim bilinci olmadan gerçek anlamda sürdürülebilirlik mümkün değil.
Süreçlerimi hızla tüketime değil, anlamlı üretime göre şekillendiriyorum. Moda geçici olabilir, ama bıraktığı etki kalıcı olmalı.

Yaklaşık 16 yıl erkek koleksiyonu ürettikten sonra kadın moda sektörüne yönelmeye nasıl karar verdiniz? Geri dönüşlerden memnun musunuz?
Aslında yıllarca erkek koleksiyonu üretmek bana sağlam bir temel, güçlü bir ifade alanı kazandırdı. Ama bir süre sonra içimde başka bir karakter konuşmaya başladı: Daha özgür, daha cesur, daha sezgisel bir anlatım arayışı… Bu ses, beni kadın modasına yönlendirdi.
Kadını bir siluet olarak değil, bir tavır, bir duruş ve bir varoluş hâli olarak ele almak istedim. “Barlas” koleksiyonu tam olarak bu duyguyla doğdu. Geri dönüşler hem sektörden hem izleyiciden beni çok mutlu etti; demek ki bu içsel dönüşüm, başkalarına da dokundu.
Bugün hâlâ erkek giyimiyle bağım çok kuvvetli, ama kadın koleksiyonları bana başka bir yaratım özgürlüğü sundu. Bu iki evrenin arasında gidip gelmek beni besliyor.
İlk kadın koleksiyonuz Barlas’tan bahseder misiniz?
“Barlas” benim için bir koleksiyondan çok daha fazlasıydı. İçimde uzun zamandır taşıdığım güçlü bir kadın karakterin sahneye çıkışıydı. Yıllarca erkek giyimiyle kurduğum anlatı dilini, bu kez bir kadın figürü üzerinden yeniden inşa etmek istedim. Sonuç, cesur, karanlıkla barışık, güçlü olduğu kadar duygusal bir karakter oldu.
Barlas; kendi yaralarını taşıyan ama onlardan utanmayan bir kadın. Gücünü dış görünümden değil, iç sesinden alan; zırh gibi giyinen ama duygusunu saklamayan bir figür. Koleksiyonda metalik yüzeyler, deri detaylar, transparan dokular ve erkeksi formlar bir araya gelerek bu çok katmanlı karakteri anlattı.

Tanıtım defileniz nerede gerçekleşti? Nasıl geri dönüşler aldınız?
İlk kadın koleksiyonum Barlas’ın tanıtım defilesi, Moskova Fashion Week kapsamında Rusya’nın en prestijli moda etkinliklerinden birinde gerçekleşti. Koleksiyonun karanlık, güçlü ve duygusal atmosferiyle örtüşen mekân seçimi, defilenin etkisini daha da artırdı.
Podyuma çıkan her parça, adeta bir karakter gibi izleyicinin karşısına çıktı. Geri dönüşler son derece etkileyiciydi; özellikle koleksiyonun hikâyesi, dramatik dili ve maskülen detayların kadın bedeninde yarattığı dönüşüm çok konuşuldu.
Koleksiyonlarınızda ön plana çıkan detaylar nelerdir? Olmazsa olmaz renkleriniz?
Koleksiyonlarımın merkezinde her zaman bir karakter, bir ruh hâli vardır ve bu ruhu yansıtan detaylar tasarımlarımın temelini oluşturur. Keskin omuz yapıları, zırh etkisi veren yüzeyler, katmanlı dokular ve transparan geçişlerle koruyan ama aynı zamanda açığa çıkaran bir anlatım dili yaratırım.
Renkler ise benim için sadece estetik değil, duyguları ifade eden güçlü bir araç. Siyah hâlâ vazgeçilmezimdir; derinliği ve gücü simgeler. Ancak koleksiyonun hikayesine göre farklı tonlarla zenginleşir. Son dönemlerde mavi tonları hem soğukkanlılığı hem umudu taşırken, canlı tarçın rengi sıcak ve içten bir başkaldırıyı temsil ediyor. Orman yeşilleri doğanın gücünü ve içe dönüşü yansıtırken, gri ve morlar melankoliyle asalet arasında etkileyici bir denge kuruyor. Şeker pembeleri naif ama cesur bir duruş getirirken, canlı fondöten tonları gerçek tenin kırılganlığını ve doğallığını ortaya koyuyor. Kızıl kiremitler ise topraktan gelen güç ve süreklilik hissini koleksiyonlara katıyor.

Floransa’da gerçekleştirdiğiniz organizasyondan bahseder misiniz?
Floransa’da gerçekleştirdiğimiz organizasyon, benim için çok özel ve anlamlı bir deneyimdi. Moda tarihinin kalbinde, sanat ve zanaatın iç içe geçtiği bu şehirde, tasarımlarımı sunmak büyük bir onurdu. Organizasyon, sadece bir defile değil; tasarımın ve yaratıcı sürecin derinliklerine dokunan, izleyiciyi koleksiyonun hikayesine çeken bir deneyim olarak kurgulandı.
Floransa’nın zarif ve tarihi atmosferi, koleksiyonun ruhuyla mükemmel bir uyum yakaladı. Mekanın mimarisi ve sanatla bezeli ortamı, tasarımlarımın her detayını daha da öne çıkardı. Bu organizasyonda, sadece kıyafetler değil; bir yaşam tarzı, bir duygu ve bir vizyon paylaşıldı.
Gelen konuklar ve sektör temsilcilerinden aldığımız geri dönüşler oldukça olumlu oldu. Floransa’da olmak, moda yolculuğuma farklı bir prestij ve derinlik kattı. Aynı zamanda uluslararası arenada varlığımı daha da güçlendirdiğim bir dönüm noktası oldu.

Sizi bugüne kadar etkileyen en heyecan verici projeniz nedir?
Bugüne kadar pek çok değerli proje ve koleksiyon içinde yer aldım; ancak en heyecan verici ve dönüm noktası olan proje hiç şüphesiz ilk kadın koleksiyonum “Barlas” oldu. Uzun yıllar erkek modasında oluşturduğum dilin ardından, kadın modasına adım atmak hem büyük bir meydan okumaydı hem de içimde taşıdığım yeni bir hikayeyi anlatmanın fırsatıydı. “Barlas” sadece bir koleksiyon değil, benim için bir dönüşüm ve kendimi yeniden keşfetme süreciydi. Tasarım süreci boyunca her detayda yeni bir heyecan, her prova anında tarifsiz bir tatmin yaşadım. Bu koleksiyonla, kadınların gücünü, kırılganlığını ve duruşunu modaya taşımanın heyecanını derinden hissettim.
Nelerden besleniyorsunuz?Yaratıcılığımın ve tasarımlarımın temel kaynağı, hayatın kendisi ve çevremdeki her detaydır. Moda, sadece kıyafet üretmek değil; bir kültür, bir tarih ve bir duygu yolculuğudur benim için. Bu yüzden ilhamımı çoğunlukla günlük yaşamdan, şehirlerin dokusundan, doğanın renk ve form zenginliğinden alırım. Ayrıca sinema, müzik ve edebiyat da beni derinden etkiler. Özellikle güçlü karakterlerin hikayeleri, tasarımlarıma duygusal derinlik ve özgünlük katar. Tabii ki geçmişin büyük ustalarının eserleri ve moda tarihinin ikonik figürleri de yol göstericimdir. Onların yarattığı izler, kendi dilimi oluştururken bana cesaret verir. İlham almaya açık, gözlemci ve meraklı bir ruhla, her anı beslenme fırsatı olarak görürüm. Böylece koleksiyonlarımda sadece trendleri değil, zamansız ve anlamlı hikâyeleri de anlatmayı başarırım.

Önümüzdeki dönemlerdeki projeleriniz nelerdir?
Önümüzdeki dönemlerde özellikle kadın koleksiyonlarıma odaklanmaya devam edeceğim. İlk kadın koleksiyonum Barlas’tan sonra, West of Eden gibi güçlü temalarla kadınların farklı ruh hallerini, hikayelerini ve özgürlüklerini modaya taşımak istiyorum. Bu koleksiyonlarda hem detay hem de renk paleti açısından daha cesur ve yenilikçi adımlar atmayı planlıyorum.
Uluslararası moda haftalarındaki varlığımı güçlendirmek ve yeni pazarlarda daha görünür olmak önceliklerim arasında. Özellikle İtalya’daki prestijli etkinlikler ve Pitti Uomo gibi organizasyonlarla iş birliği yaparak markamın sınırlarını genişletmek hedefindeyim. Bunun yanında sürdürülebilirlik ve yenilikçi üretim teknikleri üzerine de yoğunlaşacağım. Moda endüstrisinde sorumluluk sahibi bir tasarımcı olarak, çevre dostu materyaller ve etik üretim süreçlerini koleksiyonlarıma entegre etmek önceliğim olacak. Son olarak, genç tasarımcılara mentorluk yaparak moda dünyasına yeni yeteneklerin kazandırılması için projeler geliştirmek istiyorum. Çünkü moda, sadece bireysel bir yolculuk değil; paylaşarak büyüyen bir ekosistem.

Nesrin Cevadzade ve Uraz Kaygılaroğlu’nun katıldığı defilelerden bahseder misiniz?
Benim için defilelerde yer alan her isim, koleksiyonun hikâyesini taşıyan birer karakterdir. Bu yüzden kimlerle çalıştığım, koleksiyonun ruhunu ne kadar doğru yansıttığıyla çok yakından ilgilidir.
Nesrin Cavadzade ve Uraz Kaygılaroğlu, sahnedeki duruşları, enerjileri ve taşıdıkları kimlikle koleksiyonuma gerçek anlamda hayat verdiler. Nesrin’in zarafeti ve güçlü feminen duruşu, özellikle kadın koleksiyonum Barlas’ta anlatmak istediğim karaktere birebir uydu. Onunla çalışmak, koleksiyonun duygu dünyasını izleyiciye doğrudan geçiren bir etki yarattı.
Uraz ise, erkek koleksiyonlarımda yaratmak istediğim modern, cesur ve mizahı olan erkek figürünü çok güçlü bir şekilde temsil etti. Sahnede taşıdığı özgüven, koleksiyonun maskülen yönünü yumuşatarak daha samimi ve ulaşılabilir bir hale getirdi.
Onlarla çalışmak, sadece bir defile değil; sahnede bir hikâye anlatmaktı. Ve bu hikâyeyi seyirciye samimiyetle geçirebildiğimiz için çok mutluyum. İkisinin de koleksiyona kattığı enerji unutulmazdı.
Son Yazılar
- Diyet yapıyor ama kilo veremiyor musunuz? Lipödem ve “Kıtlık Geni” ihtimali!
- Kalissa Beauty & Wellness’tan Zayıflama Sürecine Bütüncül Yaklaşım
- MEZOPOTAMYA’NIN KALBİNDE ŞANLIURFA’DA KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ BAŞLADI
- ARÇELİK, MİLANO’DA YENİLİKÇİ MUTFAK TEKNOLOJİLERİNİ TANITTI
- Vorwerk Group, DSN Global 100 Listesi’nde 3. Sırada Yer Aldı
