Sinem Şener Moğulkoç ile Sessiz Değişimin Anatomisi

Değişim, çoğu zaman dışarıda aranan görkemli bir devrim gibi algılansa da, aslında içimizde, bedende başlayan sessiz bir uyanıştır. Gürültülü dönüşümlerin aksine, o; bir nefeste, bir anda, bakışın içe döndüğü o küçük anlarda filizlenir. Nefes ve Yoga Eğitmeni Sinem Şener Moğulkoç, İMAJMAG için değişimin gerçekte nerede ve nasıl başladığını, içsel patlamaların sessiz dilini anlatıyor.
Değişim, dışarıda aradığımız bir devrim değil; bedende başlayan sessiz bir hatırlayıştır.
Hayat ve değişim çoğu zaman dışarıdan gözlemlendiğinde büyük kırılmalarla, ani kararlarla ve gözle görülür dönüşümlerle, patlamalarla anlatılır. Oysa değişim nadiren gümbür gümbür gelir. Çoğu zaman sessizdir, kendi içindeki patlamaları kimse duymaz. Bir sabah uyanırken içimizden geçen belirsiz bir histe, bir cümlenin kalbimize beklenmedik şekilde dokunuşunda, okuduğunuz bir postta, izlediğiniz bir videoda ya da yoga matının üzerinde bir nefesin bizi aniden şimdiye getirdiği o küçük anda başlar. Aslında içten başlangıcı için önceden küçük küçük dokunuşlar başlamıştır.
“Değişim içten başlar” sözü, bedensel farkındalıkla birleştiğinde daha da anlamlı hale geliyor. Doğu felsefesinde beden, zihnin ve ruhun aynasıdır. Bedende fark edilen her gerginlik, her tutulma bastırılmış bir duygunun, söylenmemiş bir sözün ya da ertelenmiş bir ihtiyacın izini taşır. Bu yüzden gerçek dönüşüm, bedeni dönüştürmeye çalışmaktan değil; bedeni dinlemeyi, gözlemeyi öğrenmekten geçer.
Bedeni ise değişimin en canlı örneğidir. Döngülerle yaşar, ayla birlikte genişler ve daralır, bırakır, yenilenir. Bu döngüsellik bize şunu hatırlatır: Her zaman ileri gitmek zorunda değiliz. Bazen durmak, içe dönmek ve hatta gerektiği yerde bir adım geriye gelip kendine bakmak dönüşümün parçasıdır.
Modern hayat bize değişimi kontrol edilecek bir proje gibi sunmaya çalışmakta. Hedefler koy, plan yap, hızlan. Oysa doğu felsefesi bize başka bir yol fısıldar. Yavaşla, hisset, gözlemle. İçsel değişim aceleye gelmez. Bir tohumun toprağın altında geçirdiği zaman gibidir, dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyor sanılır, oysa içeride kökler sessizce güçlenmektedir.

Değişim! Teslimiyetle, ritimle, hatırlayarak.
Değişim çoğu zaman korkutucudur. Örneğin yoga pratiğinde bunu en net, zorlayıcı bir pozun içinde fark ederiz. Beden titrer, zihin vazgeçmek ister. Tam o anda ortaya çıkan direnç, sadece fiziksel değildir; hayatın başka alanlarında da karşımıza çıkan tanıdık bir sestir. “Yapamam”, “Güvende değilim”.
Oysa bize direncin düşman olmadığını öğretir o anlar. Direnç, bir sınırdır ve her sınır bilgi taşır. Bedenin verdiği sinyali dinlemek, onu zorlamadan orada kalabilmek; değişimin şiddetle değil, şefkatle gerçekleşmesini sağlar. Zorla değil, ritimle dönüşmek.
Kadim kültürlerde her dönüşüm için ritüeller vardı. Gün dönümleri, en uzun gece, mevsim döngüleri, doğumlar… Her geçiş bir eşik olarak kabul edilir, ritüellerle onurlandırılırdı. Bugün bu ritüellerin çoğunu unuttuk. Ancak beden, öz unutmaz, hatırlamaya devam eder. Yoga, nefes ve farkındalık pratikleri; modern zamanların sessiz ritüelleri haline geldi. Yaşadığımız zamanın ritmi oldu. Zaman zaman eklediğimiz kendi ritüellerimizle de güçlenir oldu.
Teslimiyet, bir pozun içinde çabayı bıraktığımız o anda hissedilir. Nefesin derinleşir, beden yumuşar. Hayatta da böyledir. Teslim olmak, vazgeçmek değil; gereksiz yükleri bırakmaktır. Kontrol edebildiğimiz tek yere ‘şu ana’ köklenmektir.
İçten başlayan değişim, küçük ama bilinçli ritüellerle beslenir. Sabah birkaç nefes, bedene dokunan bir esneme, farkındalıkla yapılan kişisel hazırlıklar, güzel niyetle içilen bir bardak su… Bunlar sıradan alışkanlıklar değil, kendimizle kurduğumuz kutsal buluşmalardır, yeter ki hissederek yapalım. Ve bu buluşmalar arttıkça, hayatın genel ritmi de dönüşmeye başlar.

Direnerek değil, hissederek dönüşürüz.
Gerçek değişim, kim olduğumuzu inkâr ederek değil; bedende ve kalpte olanı olduğu gibi kabul ederek gerçekleşir. Yoga felsefesinde bu, svadhyaya ‘kendini gözlemleme pratiği’ olarak adlandırılır. Kendimize yargısızca bakabildiğimizde, dönüşüm zaten başlamıştır. “Osho der ki: Kendini gözlemlemeye başladığın an değişim başlar.
svadhyaya, bu yolculuğun ilk adımıdır.”
Yaşam yolculuğu, sürekli dönüşen bir kimliktir. Bazen güçlü, bazen kırılgan; bazen üretken, bazen içe dönük… Bu hallerin hepsi insana has ve insana aittir. Farkındalık, bu haller arasında geçiş yapabilme esnekliğini kazandırır. Yoga gibi. Aynı poza her gün farklı bir bedenle girdiğimizi fark ettiğimizde, hayata da aynı yumuşaklıkla yaklaşmayı öğreniriz. Merkezimizi bedende keşfettiğimizde, ayakların yere temasında, nefesin akışında, kalbin ritminde, içsel bir denge hissi oluşur. Yoga bu sebeple sadece bedensel bir egzersiz değil, yaşayan bir akıştır. Her pratikte yeni bir alan açarız. Ve zamanla şunu fark ederiz, ‘değişim bir tehdit değil, bedeninin ve yaşamın doğal dilidir.’
Dönüşüm ritüelleri ise büyük ve gösterişli olmak zorunda değildir. Bazen bir mum yakmak, bazen matın üzerine niyetle oturmak, bazen de artık hizmet etmeyen bir düşünceyi yazıp bırakmak yeterlidir. Ritüelin gücü, niyetten gelir. Niyetleri içten, inanarak yaşadığında gerçeğe dönüşme gücü vardır.
İçten başlayan her değişim, dünyaya yumuşak ama dönüştürücü bir iz bırakır. Çünkü bedenini dinleyen, döngülerine saygı duyan bir insan; sadece kendini değil, temas ettiği her alanı iyileştirir.
‘Dönüşüm, zaten olduğumuz yere, içsel varoluşa sevgiyle geri dönmektir.’
Son Yazılar
- Alerjenlere Karşı Philips’ten Çocuklu Evler İçin Ekstra Koruma
- Geleceğe Cesaretle Yön Verenler M&S “İlhamımız Kadınlar”ın Yeni Yüzleri
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Yeniden Hatırlayalım… Kadınlar Varsa Umut Var
- DÜNYA DEVİ KANYE WEST, İSTANBUL’DA TARİH YAZMAYA HAZIRLANIYOR
- Gratis’ten 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne Özel Mesaj Kendi Işığında, Kendi Gücünle
