TARKAN’IN MODA TASARIMCISI EMRE ERDEMOĞLU İLK KEZ MOSKOW FASHION WEEK’TE!

Tarkan’ın yıllardır beklenen konser serisi için hazırladığı sahne kostümleriyle ikonik bir buluşmaya imza atan moda tasarımcısı Emre Erdemoğlu, mart ayında Moskova’da dördüncü kez koleksiyon sunmaya hazırlanıyor. “Net, iddialı ama bağırmayan” çizgisiyle moda sahnesinde kendine özgü bir dil inşa eden Erdemoğlu ile yeni sezonu, moda tasarımının matematiksel detaylarını ve Moskova’nın estetik kültürünün moda diline yansımalarını İMAJMAG için konuştuk.
Son röportajımızdan bu yana bu yana sizin dünyanızda neler değişti? Yeni dönemi nasıl tarif edersiniz?
Geçtiğimiz röportajdan bu yana benim için en belirgin değişim, ölçeğin büyümesi değil; derinliğin artması oldu. Daha keskin, daha net, daha filtresiz bir noktadayım.
Artık koleksiyon tasarlamıyorum sadece — karakter inşa ediyorum. Sahne için, şehir için, hayatın kendisi için.
Bu süreçte hem uluslararası moda haftaları hem de sahne projeleriyle tasarım pratiğim farklı bir boyuta geçti. Özellikle Moskova defilelerim, global bakışımı güçlendirdi. Dördüncü kez aynı şehirde koleksiyon sunmak, artık bir misafirlik değil; bir diyalog kurmak demek.

Türkiye’nin en ikonik sanatçılarından Tarkan’ın, yıllardır beklenen konser serisinde tasarımlarınızı tercih etme süreci ve bu iş birliğinin nasıl başladığından bahseder misiniz?
Bu süreç çok doğal gelişti. Ortada zorlanmış bir “sahne kostümü” arayışı yoktu. Daha çok bir enerji eşleşmesi vardı.
Sahne bir güç alanıdır. Tarkan’ın sahnedeki karizması; kontrollü, maskülen ama asla kaba olmayan bir enerji taşır. Benim tasarım dilim de tam olarak o çizgide duruyor: net, iddialı ama bağırmayan.
Konser serisi için tasarladığım parçalar, onun sahnedeki dinamizmini taşıyacak ama aynı zamanda zamansız bir şıklık sunacak şekilde kurgulandı.
Sahne dışında, Tarkan’ın tasarım sürecindeki yaklaşımı nasıldı? Beklentileri nelerdi?
Tarkan detaycıdır. Ama o detay, gösteriş için değil; anlam için vardır.
Önceliği her zaman hareket özgürlüğü ve sahne ışığı altında kumaşın verdiği reaksiyondu. “Görünmek” değil, “etki bırakmak” istiyordu.
Ben de tasarımları oluştururken sahne ışıklarını, kameranın yakın planını ve 40 bin kişilik bir seyircinin uzaktan algısını aynı anda düşündüm. Sahne kıyafeti, modadan farklı bir matematik gerektirir. Hem teatral hem gerçek olmalıdır.

Bu konser serisi için hazırladığınız tasarımlar hangi parçalardan oluşuyordu?
Ana omurgayı güçlü ceketler oluşturdu. Yapılandırılmış omuzlar, keskin formlar ve ışık altında boyut kazanan dokular kullandım.
Bunun yanında sahne için özel üretilmiş gömlekler, akışkan üstler ve performans sırasında hareketi destekleyen parçalar vardı. Her bir tasarım, bir karakter devamlılığı taşıyordu.
Ceket dışında farklı tasarımlar da yer aldı mı?
Evet. Sahne için tasarlanan her görünüm tek bir parçadan ibaret değildi. Katmanlı bir kurgu vardı. Işıltılı ama sofistike yüzeyler, özel dokuma kumaşlar ve hareketle birlikte yaşayan materyaller kullandım. Sahne ışığıyla ilişki kuran kumaşlar benim için özellikle önemliydi.
Tasarım ve üretim süreci ne kadar sürdü?
oğun ama çok disiplinli bir süreçti. Tasarım aşaması kısa sürdü çünkü vizyon çok netti.
Asıl zaman alan kısım; prova, hareket testleri ve kumaş seçimleriydi. Sahne kıyafetinde milimetrik hesap yaparsınız. Bir omuz düşüklüğü ya da bir manşet sertliği performansı etkileyebilir.
Yoğun ama çok disiplinli bir süreçti. Tasarım aşaması kısa sürdü çünkü vizyon çok netti.
Asıl zaman alan kısım; prova, hareket testleri ve kumaş seçimleriydi. Sahne kıyafetinde milimetrik hesap yaparsınız. Bir omuz düşüklüğü ya da bir manşet sertliği performansı etkileyebilir.
Toplamda birkaç haftalık yoğun bir atölye süreci geçirdik.

Mart ayında gerçekleşecek yeni defilenizden bahseder misiniz?
Mart ayında Moskova’da yeni koleksiyonumu sunacağım. Bu, oradaki dördüncü defilem olacak.
Her seferinde farklı bir hikâye anlattım ama bu kez hikâye daha cesur. Daha feminen ve maskülen sınırlarını bulanıklaştıran bir koleksiyon geliyor.
Özür yok. Yumuşatma yok. Geri adım yok.
Bu koleksiyon “fazla” olmayı bilinçli bir tercih olarak sahipleniyor.
Siluetler güçlü, omuzlar iddialı, formlar keskin.
Siyah burada karanlığı değil, hakimiyeti temsil ediyor.
Kırmızı masumiyeti değil, arzuyu ve nabzı yükseltiyor.
Kırık beyaz ise sertliğin içindeki dengeyi ve kontrolü sembolize ediyor.
Doku yine başrolde. Parlak yüzeyler ve yapılandırılmış formlar koleksiyonun karakterini oluşturuyor.

Koleksiyon kaç parçadan oluşuyor? Kadın ve erkek birlikte mi?
Bu koleksiyon kadın ve erkek bir arada ilerliyor. Benim için cinsiyet değil, karakter önemli.
Yaklaşık 120 parçalık bir koleksiyon olacak.
Maskülen kodları feminen bir zarafetle, feminen kodları ise güçlü bir mimariyle yeniden yorumladım.
Bahar & Yaz sezonu için öngörüleriniz neler?
Yeni sezonda iki ana eğilim görüyorum:
1. Güçlü silüetler
2. Duygusal şeffaflık
Yapılandırılmış omuzlar ve net kesimler devam edecek. Ama bunun yanında hafif, transparan ve akışkan kumaşlar da öne çıkacak.
İnsanlar artık sadece şık görünmek istemiyor; karakter göstermek istiyor.
Bir Türk tasarımcı olarak Moskova’da istikrarlı bir şekilde var olmak benim için gurur verici. Çünkü burada sadece kendi markamı değil, Türkiye’nin yaratıcı gücünü de temsil ettiğimi hissediyorum. İki kültür arasında kurulan bu estetik diyalog, tasarım dilimi zenginleştiriyor.
Moskova bana cesur olmayı değil; cesareti daha rafine bir biçimde ifade etmeyi öğretti. Ve bu bağın her sezon daha da güçlenmesi, sürdürülebilir bir yaratıcı ilişki kurduğumuzu gösteriyor.

Moskova’da üst üste dördüncü defilenizi gerçekleştirmeniz, uluslararası moda sahnesinde sürdürülebilir bir varlık inşa ettiğinizi gösteriyor. Bu şehirle kurduğunuz bağ sizin tasarım dilinizi nasıl etkiledi?
Moskova benim için yalnızca bir moda haftası takviminde yer alan şehir değil; güçlü bir estetik kültürün ve derin bir sanat geleneğinin temsilcisi. Burada üst üste dördüncü kez koleksiyon sunmak, bir davetten öte, karşılıklı bir güven ilişkisini ifade ediyor. Bu da benim için çok kıymetli.
Moskova seyircisi sofistike, detaycı ve cesur. Tasarıma yüzeyden değil, katmanlardan bakıyorlar. Bu yaklaşım beni daha da derinleşmeye itti. Silüetlerimdeki netlik, formlardaki mimari tavır ve dokulara verdiğim önem, burada gördüğüm güçlü sanat ve tasarım kültürüyle daha da keskinleşti.

Moskova’da üst üste dördüncü defilenizi gerçekleştirmeniz, uluslararası moda sahnesinde sürdürülebilir bir varlık inşa ettiğinizi gösteriyor. Bu şehirle kurduğunuz bağ sizin tasarım dilinizi nasıl etkiledi?
Moskova benim için yalnızca bir şehir değil; güçlü bir hafıza. Her gidişimde yeniden etkilendiğim, her defasında başka bir katmanını keşfettiğim bir yer.
Beni en çok etkileyen şey, şehrin mimari gücü. O görkemli yapıların karşısında insan kendini hem küçük hem de ilham dolu hissediyor. Tarih, burada bir dekor değil; yaşayan bir karakter gibi. Sokakta yürürken bile geçmişin ağırlığını ve estetik disiplinini hissediyorsunuz. Bu, tasarımcı olarak beni çok besliyor.
Kültürel derinliği inanılmaz güçlü. Sanata olan saygı, estetik algının yüksekliği, detaylara verilen önem… Tüm bunlar benim tasarım anlayışımla çok örtüşüyor. Moskova’da müze gezmek benim için sıradan bir aktivite değil; adeta zihinsel bir egzersiz. Özellikle klasik sanat koleksiyonları ve zengin arşivleriyle dünyaca ünlü müzelerinde saatler geçirmek, silüetlerime ve kumaş seçimlerime doğrudan yansıyor.
Şehrin güçlü, kararlı ve biraz da dramatik atmosferi tasarım dilime çok yakın. Belki de bu yüzden her seferinde bu kadar bağ kuruyorum.
Bir Türk tasarımcı olarak bu kültürün içinde yer almak, burada üretmek ve koleksiyon sunmak benim için hem büyük bir gurur hem de büyük bir ilham kaynağı. Moskova beni estetik olarak büyülüyor; ama aynı zamanda disiplinli ve güçlü kalmam gerektiğini de hatırlatıyor.
