Sessizliğin Gücü, Yoga ve Meditasyonla İçsel Yolculuk

Modern yaşamın bitmek bilmeyen koşuşturmacası içinde, hayat bizi sürekli bir telaş ve acele halinde olmaya zorluyor. Her yeni gün, zihnimizde biriken hedefler, planlar ve sorumluluklarla başlıyor. Bu sürekli dışa dönük talep karşısında, içimizdeki ses, yani kalbimizin en saf rehberliği, giderek daha fazla sessizleşiyor. Zamanla, asıl dinlememiz gereken içsel melodimiz, dış dünyanın gürültüsü ve karmaşası arasında kaybolup gidiyor. Oysa cevapların gerçek kaynağı dışarıda değil, içimizde saklı. Ancak biz, konfor alanımız haline gelen bu koşuşturmacaya o kadar kaptırmışız ki kendimizi, hem kulağımızı hem de hislerimizi kalbimizin fısıltılarına kapatıyoruz.
Yoga ve Meditasyon bu iki özel bedensel ve ruhsal çalışmayı Nefes ve Yoga Eğitmeni Sinem Şener Moğolkoç İMAJMAG için anlattı.
Hayat, biz insanları yoğun temposuyla aceleci bir halde kalma gerekliliğine sürüklüyor. Her sabah zihnimiz yeni hedeflerle uyanıyor, kalbimiz ise biraz daha sessizleşiyor.
Zamanla iç sesimiz, dış dünyanın gürültüsünde kayboluyor. Asıl duymamız gereken yer kalbimiz iken, kulağımızı da hislerimizi de kapatıyoruz ona. Konfor alanımızın rutinde yaşadığımız telaşımız olduğunu düşünüyoruz. Tam bu noktada yoga ve meditasyon, bize en sade gerçeği hatırlatır.

Hayat dışarıda değil, aslında içeride akar. Yoga, sadece esneklik gerektiren bir akrobasi gibi düşünülüyor. Halbuki yoga, sadece bir egzersiz değil, ruhu yumuşatan bir yolculuktur. Her duruşta, nefesin rehberliğinde bir farkındalık doğar. Zihin yavaşlar, kalp açılır, enerji yeniden akmaya başlar. Bedenin sınırlarını keşfederken, aslında içsel özgürlüğe yaklaşırız.
Yoga, “kendini gerçekleştirmek” değil, zaten var olan özünü hatırlayarak en iyi potansiyelini, iyilik halini ortaya çıkarmaktır.
Modern yaşam, bizden sürekli daha hızlı, daha üretken, daha güçlü olmamızı isterken, yoga, “dur” da der.

Dur ve hisset.
Dur ve nefes al.
Dur ve hatırla. Sen zaten tam ve yeterlisin.
Yoga, potansiyelinle ve öz benliğinle karşılaştığın pratiklerdir.
Bu fark ediş, bir dönüşümün başlangıcıdır.
Meditasyon ise bu yolculuğun tam kalbinde yer alır.
Sessizlikte oturmak, bir eylem gibi görünmese de en derin içsel çalışmadır.
Zihin dalgalanır, düşünceler gelir gider ama meditasyon bu dalgaları izlemeyi öğretir.

Tepkisizliğin içinde bir özgürlük vardır, hiçbir şeyi engellemeye çalışmadan, her şeyin gelip geçici olduğunu idrak ederek, doğal dönüşümü gözlemlemek…
şte o meditasyon anı ile gerçek huzur gelir. Sessiz, güçlü, kalıcı…
Bu pratikleri yaşamımıza dahil etmek, modern dünyadan kaçmak değil, bilinçle var olmayı öğrenmektir.
Bir süre sonra fark ederiz ki, nefesle başlayan bu içsel yolculuk sadece matın üzerinde kalmaz hale gelir.
Yolda yürürken, birine bakarken, birini severken, karar verirken, başımıza gelen olaylarda da etkisini gösterir.
Yaşam bir meditasyona dönüşür, meditasyon da yaşama.
Yoga ve meditasyon, insana sadece denge getirmez, içerideki iyilik, denge bilincini hatırlatır.
Sen yaşamın kendisisin.
Her nefeste doğan, her sessizlikte genişleyen o sonsuz varlık…

“İnsan iki kez doğar; önce annesinden, sonra kendisinden. İlki hayata gelmektir, ikincisi ise hayat bulmaktır.
İçindeki gözlemciyi harekete geçir. Kendini gözlemlemek, hayatını en başından beri yöneten düşünce kalabalığının ve olumsuz duyguların ölümü demektir.
Şimdi, bir an dur.
Derin bir nefes al.
Kalbinin ritmini duy.
Ve hatırla.
Aradığın huzur, dışarıda bir yerlerde değil tam kalbinde, ruhunda ve derinde.
Eğer özüne döner, kendini gözlemlersen, hayırlı olan her şeyin gerçekleştiğini, olmayanın ise çözülüp gittiğini göreceksin.” Stefano D’Anna
